3 Eylül 2007 Pazartesi

MEME KANSERİ ve BİTKİSEL İLAÇ TEDAVİSİ

MEME KANSERİ ve BİTKİSEL İLAÇ TEDAVİSİ

MEME KANSERİNDEN GÜVELOĞLU'NUN BİTKİSEL İLAÇLARI İLE TAMAMEN KURTULMAK MÜMKÜNDÜR

İŞTE EN SON KURTARDIKLARIMIZDAN İKİ ÖRNEK:

Son örneğimiz bir değerli doktorun eşidir.Meme kanserinden metastazlar olduğu halde Güveloğlu sayesinde kurtulmuştur.Doktor Serhat Çitoğlu' nun cep telefonu 0533 354 63 84 dür.
Yine son iyileşenlerden birisi de, Samsun Nüfus müdürü Sayın Zeliha Karaman'dır. Meme kanserinden çaresiz kalmış bir insanı Güveloğlu özel bitki özleri ile tamamen kurtarmıştır.

Aşağıda meme kanserlerinin tanı ve konvansiyonel klasik tedavi şekillerini sunuyoruz. Herbalist Atabay Güveloğlu'nun "İnfilitratif ducdal karsinom" a karşı 1985 da ortaya çıkardığı ve halen de uygulamak isteyen insanlara sunduğu yan etkisiz, yoğunlaştırılmış bitki özlerinden ve tıbbi bitkilerin bazılarından oluşan bitkisel reçetelerini de güvenle uygulamanız mümkündür. Kanser türleri içinde klasik tedavilerin en yüksek iyileşme oranı meme kanserlerindedir. Hastaların %50 si 10 yılı aşmaktadır. Ancak operasyon ve akabinde uygulanan kemoterapilerden sonra Güveloğlu'nun bitkisel ilaçlarını ikişer aylık iki veya üç kür uygulayan hastalarda 1985 den bu yana CA.15.3 hiç yükselmedi ve hastada kanser konusunda bir sağlık sorunu belirmedi. Bu ilaçlar halen tam olarak yorumu yapılamayan bir şekilde kanser genini yerine geri koymakta ve metabolizma kanserin üzerine oturmaktadır.

Tanı kesin olarak konulmuşsa; Tedavi için operasyon yapılması gerekir. İstisna olarak küçük kitlelerde operasyonsuz olarak Güveloğlu'nun bitki özleri ile tamamen temizleyip yok ettiği vakalar da vardır ama bu risklidir, memeden vazgeçmek gerekir. Operasyondan sonra kalan serbest hücreler için kemoterapi tek ilaçtır. 5-6 kür uygulanır ve bitiminde hasta gözleme alınır. Periyodik kontrollere başlanır. bir süre sonra nüks olayı olursa tekrar kemoterapi vs. başlar ve vücut bu ağır ilaçlardan dolayı iflas edeceği için hastanın sonu iyi olmaz. Bunun için Güveloğlu'nun immünolojik ve sitotoksik etkili bitkisel ilaçlarına ameliyattan sonra 4-6 ay devam edilirse nüks olayı görülmemektedir

KANSER NEDİR?

Vücudumuzda ki tüm organlar hücrelerden yapılmışlardır. Hücreler çok küçük birimlerdir ve ancak mikroskop altında görüntülenebilirler.Normal vücut hücreleri sistemli bir şekilde büyür, bölünür ve ölür. Hayatımızın ilk yıllarında yetişkin oluncaya dek normal hücreler daha hızlı bölünür. Yetişkinliğe ulaşılmasının ardından, pek çok dokuda hücreler yanlızca ölen hücreleri yenilemek ve yaralanmaları gidermek amacı ile bölünmeye devam eder. Normal şartlar altında, eğer yeni hücreler gerekmiyorsa her hücrenin içinde bulunan bazı mekanizmalar hücreye bölünmesini durdurmasını söyler.

Buna karşın kanser hücreleri, büyümeye ve bölünmeye devam ederler ve vücudun diğer bölgelerine yayılırlar. Kanser hücreleri birikerek tümörleri (kitleleri) oluştururlar, tümörler normal dokuları sıkıştırabilirler, içine sızabilirler yada tahrip edebilirler. Eğer kanser hücreleri oluştukları tümörden ayrılırsa, kan yada lenf dolaşımı aracılığı ile vücudun diğer bölgelerine gidebilirler. Gittikleri yerlerde tümör kolonileri oluşturur ve büyümeye devam ederler. Kanserin bu şekilde vücudun diğer bölgelerine yayılması olayına metastaz adı verilir. Tümör vücudun başka bölgelerine yayılmış olsa da orijinal olarak oluştuğu organın adı ile anılır. Örneğin kemiklere sıçramış olan prostat kanseri hala prostat kanseri, akciğerlere sıçramış olan meme kanseri hala meme kanseridir.

Vücudumuzda ki tüm organlar hücrelerden yapılmışlardır. Hücreler çok küçük birimlerdir ve ancak mikroskop altında görüntülenebilirler.

Normal vücut hücreleri sistemli bir şekilde büyür, bölünür ve ölür. Hayatımızın ilk yıllarında yetişkin oluncaya dek normal hücreler daha hızlı bölünür. Yetişkinliğe ulaşılmasının ardından, pek çok dokuda hücreler yanlızca ölen hücreleri yenilemek ve yaralanmaları gidermek amacı ile bölünmeye devam eder. Normal şartlar altında, eğer yeni hücreler gerekmiyorsa her hücrenin içinde bulunan bazı mekanizmalar hücreye bölünmesini durdurmasını söyler. Lösemi genellikle tümör oluşturmayan bir kanser türüdür. Lösemide kanser hücreleri kan ve kan oluşturan organlarda (kemik iliği, lenf sistemi ve dalak) gelişir, ve diğer organların dokuların içinde dolaşır, birikebilir.

Akılda tutulmalıdır ki, tüm tümörler kanser değildir. Kanser olmayan tümörler metastaz yapmaz ve çok seyrek görülen istisnalar dışında yaşamsal tehlike oluşturmazlar.

Kanserler oluşmaya başladıkları organ ve mikroskop altındaki görünüşlerine göre sınıflandırılırlar. Farklı tipteki kanserler, farklı hızlarda büyürler, farklı yayılma biçimleri gösterirler ve farklı tedavilere cevap verirler. Bu nedenle kanser hastalarının tedavisinde, var olan kanser türüne göre farklı tedaviler uygulanır.

Kanser istatistiklerinin diğer ülkelere oranla daha iyi tutulduğu Amerika'da, bu istatistikler göstermiştir ki erkeklerin yarısı kadınların ise üçte biri hayatlarının bir evresinde kansere yakalanacaklardır. Günümüzde, milyonlarca insan kanserli yada kanseri tedavi edilmiş olarak yaşamaktadır. Sigaranın bırakılması yada daha sağlıklı beslenme alışkanlıklarının adaptasyonu gibi aktivitelerle yaşam stilinin değiştirilmesi, pek çok tür kansere yakalanma riskini önemli oranlarda azaltılabilir. Kanser tanısı ne kadar erken konursa, tedavisi o kadar erken başlar ve kanser tedavisi ne kadar erken başlarsa tedavinin başarıya ulaşma şansı da o kadar yüksek olur.

Meme Kanserine Nasıl Tanı Konulur?

Meme kanserinin en yaygın belirtisi ağrısız bir kitlelenin hissedilmesidir. Ancak, hastaların %10 kadarı, kitle olmaksızın ağrı hissetmektedir. Meme kanserinin daha seyrek gürülen belirtileri arasında, göğüste oluşan geçici olmayan değişimler, (örneğin kalınlaşma, şişlikler, deride tahriş yada bozulmalar, ve anlık akıntılar, aşınma, göğüs ucunun hassaslaşması yada içe dönmesi de dahil olmak üzre göğüs ucu belirtileri). Tedavisi en kolay olan erken aşamadaki meme kanseri tipik olarak hiç bir belirti göstermezler. Bu nedenle, kadınların meme kanserinin erken tanısı için önerilen kontrol programlarını uygulamaları çok önemlidir.

Meme kanserine erken aşamada tanı konması, tedavi seçeneklerinin sayısını, tedavinin başarıya ulaşma ve hayatta kalma şansını önemli oranda arttırır. Erken tanı için temelde önerilen biri birini tamamlayıcı üç yöntem vardır;

  • Kişisel (Kendi kendine yapılan) göğüs kontrolleri
  • Klinik (Doktor tarafından yapılan) göğüs kontrolleri
  • Mamogramlar


Normal de doktorlar 20 yaşından sonra her ay kişisel göğüs kontrollerinin yapılmasını, kırk yaşından sonrada yılda bir kez olmak üzere klinik göğüs kontrollerini ve mamografiyi önermektedirler. Ancak daha sonraki mamogramlarınıza referans olması için otuzlu yaşlarınızda en azından bir mamogram çektirerek saklamanız önerilir. Burada verilen başlama yaşları, toplumun geneli için önerilmektedir, eğer yüksek risk grubunda olduğunuzu düşünüyorsanız kontrol programınızı dokturunuz ile konuşmalısınız. Kanserlerin küçük bir bölümü mamografi tarafından tanımlayamayacağı için, mamografiyi klinik göğüs kontrollerine alternatif olarak görmek yanlıştır.

Eğer bu testlerden birinde normal olmayan bir belirtiye rastlanırsa, durumu açıklığa kavuşturmak için belirleyici testler yapılacaktır. Unutmayın ki, göğüs kontrollerinde bulunan kitlelerin büyük bir kısmı kanser olmayan gelişimlerdir.

Kontroller sonrası şüphelerin giderilemediği durumlarda, kesin tanının konması amacıyla biyopsi yapılır. Kitlenin büyüklüğüne, yerine, doktorun yada hastanın tercihine bağlı olarak biyopsi lokal anestezi alıtında iğneler le yapılabileceği gibi, ameliyatla kitlenin çıkarılmasıyla da yapılabilir.

Meme Kanseri Nasıl Tedavi Edilir?

Meme kanseri tedavisi ile ilgili kararlar hasta ve doktor tarafından birlikte alınmalıdır. Bu kararlar alınırken, kanserin aşaması, hastanın yaşı, diğer sağlık problemleri, önerilen tedavilerin riskleri ve getirecekleri yararlar göz önünde tutulmalıdır. Meme kanseri tanısı konmuş kadınların hemen hepsi göğüs ameliyatı geçirirler. Ameliyat sonrası bu tedaviyi tamamlamak amacıyla, radyasyon (ışın) tedavisi, kemoterapi, hormon tedavisi ve monoklinal antikor tedavisi gibi bugün standartlaşmış olan kanser tedavilerinden biri yada birkaçı uygulanır.

Bu tedaviler yerel ve sistematik tedaviler olmak üzre iki ana gurupta toplanabilir. Yerel tedaviler vücudun yanlızca bir bölgesinde yapılan ameliyat yada radyasyon tedavisidir. Sistematik tedaviler ise vücudun tümünde üzerinde yapılan tedavilerdir.

Ameliyat

Göğüs ameliyatlarının temel amacı göğüste ve lenf bezlerinde bulunan kanserli hücreleri ve tümörü almaktır. Lampektomi operasyonunda, kanserli kitle ve onun etrafından bir miktar sağlıklı göğüs dokusu alınır. Basit yada toptan Mastektomi'deyse göğsün tamamının alınması operasyonudur. Değiştirilmiş radikal mastektomi operasyonunda göğsün tamamı ve koltuk altı lenf bezleri alınır, ancak radikal mastektomide olduğu gibi göğsün altında göğüs duvarında bulunan göğüs kasları alınmaz. Radikal mastektomi, göreceli olarak daha hafif olan ameliyat alternatiflerinin verimliliğinin artması sonucu günümüzde daha az tercih edilen bir ameliyat seçeneği olmuştur.

Hem lampektomi hem de mastektomi operasyonları genelde, koltuk altı lenf bezlerinin alınması operasyonu ile birlikte yapılır. Koltuk altı lenf bezleri alındıktan sonra kanserin buraya sıçrayıp sıçramadığı test edilir. Testlerin sonuçları tedavinin sonraki aşamalarına karar verilmesinde önemli rol oynar. Koltuk altı lenf bezleri bölgesinde yapılan ameliyat yada ardından gelen radyasyon tedavisi, lenf sıvısı dolaşımının aksaması ve sıvı birikimi ile ilintili olarak kolda ödem benzeri oluşumlar oluşmasına neden olabilir, bu durum lymphedema olarak bilinir. Yanlızca anahtar konumunda olan bir kaç lenf bezinin çıkartılması ile kanserin ne kadar yayıldığının belirlendiği yeni yöntemler, toplam lenf dolaşımında daha az değişikliğe neden oldukları için erken aşamadaki hastalarda daha tercih edilir yöntemler olmuşlardır. Bu yeni yöntemler arasında en çok yaygınlık kazanmış olanı 'Sentinel Node Biopsy' olarak adlandırılmaktadır.

Lampektomi operasyonu sonrası büyük bir çoğunlukla altı ila yedi hafta kadar sürecek olan radyasyon tedavisi yapılır. Yapılan araştırmalar göstermiştir ki, lampektomi ve ardından uygulanan radyasyon tedavisi pek çok durumda mastektomi kadar etkindir.

Radyasyon Tedavisi

Radyasyon (Işın) tedavisi ameliyat sonrası göğüste, göğüs duvarında veya koltuk altında kalmış olabilecek kanser hücrelerini öldürmekte kullanılabileceği gibi, ameliyat öncesinde ameliyatta alınacak olan tümörün boyutunun küçültülmesi amacıyla da kullanıla bilinir. Yakın geçmişte kat edilen teknolojik ilerlemeler, bu tedavinin daha hassas ve arzulanan bölgeye daha başarılı olarak odaklanarak yapılabilmesine olanak tanımıştır. Bunun bir sonucu olarak radyasyon tedavisinin yan etkilerinde büyük oranlarda azalma gözlemlenmiştir.

Sistematik Tedaviler

Meme kanserinin tedavisinde kullanılan sistematik tedavi seçenekleri arasında kemoterapi, hormon tedavisi ve monoklinal antikor tedavisi vardır. Gözlemlenebilen tümörün ameliyat ile alınması sonrasında yapılan sistematik tedavi alınmış olan tümörden ayrılarak vücudun başka yerlerine gitmiş olabilecek kanser hücrelerini yok etmeyi hedefler. Ameliyat sonrası yapılan bu tip sistematik tedavilere tamamlayıcı anlamına gelen adjuvan tedaviler denir. Alınan tümörün boyu, histolojisi, kanserin lenf bezlerine sıçrayıp sıçramadığı adjuvan sistematik tedavi seçeneklerinin değerlendirilmesinde önemlidir. Adjuvan sistematik tedavilerin etkinliği, deneklerin rastgele seçildiği 400 den fazla klinik deneyde test edilmiştir. Bu çalışmalar göstermiştir ki, adjuvan sistematik tedavilerin yararları (meme kanserinin yenilemesi, ve ölüm oranları göz önüne alındığında) tedaviden sonraki 15 yılın sonrasında bile gözlemlenebilmektedir.

Sistematik tedavi tanı anında meme kanseri ileri aşamada olan hastalarının tedavisinde de kullanılır. Bu gibi durumlarda, kanserin büyük bir çoğunluğunun ameliyat ile alınması olası değildir ve sistematik tedaviler temel tedavi yöntemi olurlar.

Kemoterapi

Yapılan araştırmalar göstermiştir ki bazı kemoterapi ilaçları birlikte alındıklarında, tek başına alınan ilaçlardan daha etkin olmaktadırlar. Kemoterapinin ilk aşamasında genellikle cyclophosphamide, methotrexate, fluorouracil, doxorubicin (Adriamycin), epirubicin, ve paclitaxel (taxol) adlı ilaçların özel karışımları kullanılır. Kanserleri bu ilk aşama ilaçlara dayanıklı hale gelen hastaların yaklaşık olarak %20 ila %30'u ikinci aşama kemoterapi ilaç tedavisine cevap verirler.

Hormon Tedavisi

Östrojen, yumurtalıklar da üretilen bir hormondur ve bazı meme kanserlerinde kanserin büyümesine yardımcı olur. Yapılan testler sonucu kanser hücrelerinde östrojen veya progesteron hormonları için algılayıcılar bulunan kadınlar, östrojenin bu hücreler üzerindeki etkilerini durdurucu ilaçlar önerilebilinirler. Bu amaçla günümüzde en yaygın olarak kullanılan ilaç tamoxifen'dir. Araştırmalar göstermiştir ki, tamoxifen meme kanserinin yıllık yenileme riskini %26, yıllık ölüm oranını %14 oranında düşürmektedir. Kanser hücrelerinde yukarıda sözü geçen hormon algılayıcıları bulunan kadınlar dan hem menepoz öncesi hemde menepoz sonrası olanlar hormon tedavisinden yararlanabilirler. Yumurtalıkların alınması yada ilaç ile yumurtalık işlevlerinin askıya alınması tedavisi gören menopoz öncesi kadınlarda östrojen üretimi önemli ölçüde azaldığından yaşam oranlarında önemli gelişmeler gözlemlenmiştir.

Monoklinal Antikor Tedavisi

HER-2 adındaki bir protein meme kanseri hücrelerinin büyümesini düzenlemekte önemli bir rol oynar. Meme kanserlerinin yaklaşık olarak üçte birinde, bu protein aşırı miktarlarda bulunur. Trastuzumab (Herceptin) bir monoklinal antikor tedavisi şeklidir ve kanserlerinde aşırı miktarda HER-2 proteini olan hastalarda HER-2 proteinin etkilerini bloke eder. Kemoterapi sonrasında tümörleri büyümeye devam eden hastalarda, herceptin yanlız kullanılabileceği gibi kemoterapi ile birlikte de kullanılabilinir. Her iki durumda da, bu tedavi sonrasında bazı kanserlerin küçüldüğü ve yaşam süresinin uzadığı gözlemlenmiştir.

Kemoterapi

Bu bölümde meme kanseri tedavisinde kullanılan kemoterapi ve yan etkileri hakkında genel bilgiler bulacaksınız. Kemoterapide kullanılan ilaçlar hastalara göre özel olarak karıştırılır, dozajı, verilme şekli ve verilme süreci de hastalara özel olarak ayarlanır, bu nedenle kemoterapinin yan etkileri de hastadan hastaya çok büyük farklılıklar gösterebilir. Bu bölümde kemoterapinin pek çok yan etkisi detayları ile açıklanmışsada, söz konusu yan etkilerin pek çoğunun geçici ve kemoterapinin hemen ardından oluştuğu akılda tutulmalıdır. Pek çok durumda, meme kanserinin kemoterapi ile tedavisinin yararları, kemoterapinin riskleri, verdiği rahatsızlıklar ve yan etkileri ile karşılaştırılamayacak kadar büyüktür. Meme kanserinin tedavisinde kemoterapi vazgeçilemez bir tedavi şeklidir ve genellikle ameliyat veya diğer tedavilerle birlikte kullanılır. Meme kanseri hastaları göreceleri kemoterapinin tüm boyutlarını doktorları ve kanser tedavi ekibi ile tartışmalıdırlar.

Kemoterapi nedir?

Kemoterapi, anti kanser ilaçlarının kullanılarak tümörlerinin büyümesinin önlenmesi yada kontrol altına alınmasıdır. Kemoterapi genellikle diğer tedavileri tamamlamak amacı ile yapılır, bu tip kemoterapiler adjuvant kemoterapi olarak adlandırılırlar. Öncelikli olarak yapılan ameliyat yada radyoterapi tedavileri meme kanserinin bölgesel (göğüs) tedavisini amaçlar. Kemoterapi genellikle el ya yada koldaki küçük damarlara geçici iğneler aracılığı ile, yada daha büyük damarlara takılan port adı verilen vücut içi araçlar yardımı ile verilir. Bazı kemoterapi ilaçları hap yada şurup formunda ağızdan verilebilir. Bunun yanı sıra kas yada deri altına veya tümör bölgesine doğrudan enjeksiyon şeklinde verilen kemoterapi ilaçları da vardır.

Kemoterapinin kullanım amaçları arasında:
  • Kanserin tedavisi
  • Kanserin vücudun diğer bölgelerine yayılmasının durdurulması
  • Kanserin büyümesinin yavaşlatılması
  • Kanser hücrelerinin öldürülmesi
  • Kanserin verdiği şikayetlerin azaltılması


Kemoterapi sistematik bir tedavi şeklidir, başka bir değişle, kan dolaşımı aracılığı ile vücudun tüm bölgelerine yayılır, vücuttaki tüm doku ve organları etkiler. Bu açıdan bakıldığında, kemoterapi ameliyat ve radyoterapi gibi yerel tedavi amaçlayan tedavilerden farklıdır. Her hastanın özellikleri incelenerek, kanserin en etkin tedavisi hem yerel hem de sistematik tedavilerin uygun bir karışımının uygulanması ile sağlanır.

Kemoterapinin Verilme Şekilleri

Kemoterapi alan meme kanseri hastaları, bir ilaç alabilecekleri gibi birden fazla ilacın birden verildiği karışımları da alabilirler. Pek çok doktor birden fazla ilacın karıştırılarak birden verildiği kombinasyon tedavisinin tek ilaçla yapılan tedaviden daha etkin olduğu konusunda hem fikirdirler. Kombinasyon tedavisi, karışımında bulunan ilaçların her birinin daha az oranda alınmasına rağmen kanser hücrelerinin kontrol altına alınmasında daha iyi sonuçlar vermiştir. Daha yüksek dozda verilen tek ilaçlık kemoterapi tedavileri ile karşılaştırıldığında kombinasyon kemoterapisi daha iyi sonuçlar vermesinin yanı sıra daha az yan etkilere yol açmaktadır. Günümüzde, farklı kanser türlerinin tedavisinde kullanılan 90 dan fazla kemoterapi ilacı vardır.

Kemoterapi meme kanseri hastalarının alabileceği tek tedavi olabileceği gibi ameliyat gibi diğer tedavilerden önce yada sonra da uygulanabilir. Ameliyat öncesi yapılan ve tümörün boyutunu küçültmeyi amaçlayan kemoterapilere neoadjuvant kemoterapi adı verilir. Bunun yanı sıra, neoadjuvant kemoterapi hastanın tümörü üzerindeki en etkin ilacın ve dozajın bulunması amacı ile de kullanıla bilinir. Bu amaçla tedavi süresince tümörün gelişimi gözlemlenir.

Ameliyat gibi yerel tedavilerin sonrasında yapılan kemoterapiye adjuvant kemoterapi adı verilir. Çalışmalar göstermiştir ki göğsün alınması (mastektomi) yada kitlenin alınması (lumpektomi) operasyonlarının ardından yapılan adjuvant kemoterapi meme kanserinin yeniden oluşması riskini önemli bir ölçüde azaltmaktadır. 2000 yılının kasım ayında yapılan uluslar arası bir toplantıda, uzmanlar kanseri göğüs dışına çıkmamış hastalarda da adjuvant kemoterapinin standart tedavi olarak önerilmesi üzerinde görüş birliğine varmışlardır.

Kemoterati ilaçları ve veriliş şekilleri genellikle her hasta için ayrıca düzenlenir. Kemoterapi planlanlanırken, hastanın yaşı, genel sağlık durumu, kanserin durumunu gösteren aşama (stage) ve sınıfı (grade) gibi parametreler, diğer sağlık problemleri, geçmişte yapılmış ve gelecekte yapılması planlanan tedaviler göz çnünde tutulmalıdır. Meme kanseri tedavisinde uygulanan kemoterapi genellikle üç ila altı ay sürer. Bu süre içinde ilaçlar günlük, haftalık, aylık yada hastanın ilaçlara gösterdiği tepkiler göz önüne alınarak başka aralıklarla verilebilir. Kemoterapi seansları genellikle sürekli olmaz, çünki kemoterapi ilaçları kanseri hücreler kadar sağlıklıları da etkiler. Doktorların, kemoterapinin hastalar üzerindeki etkilerini gözlemlemek için uyguladıkları pek çok yöntem vardır. Bunların arasında, fiziksel muayeneler, kan testleri, bilgisayarlı tamografiler, MR taramaları ve röntgen çekimleri vardır.

Meme kanseri tedavisinde kullanılan kemoterapi kombinasyonları arasında:
  • cyclophosphamide (Cytoxan), methotrexate (Amethopterin, Mexate, Folex), ve fluorouracil (Fluorouracil, 5-Fu, Adrucil) (bu terapi CMF olarak adlandırılır)
  • cyclophosphamide, doxorubicin (Adriamycin), ve fluorouracil (bu terapi CAF olarak adlandırılır)
  • doxorubicin (Adriamycin) ve cyclophosphamide (bu terapi AC olarak adlandırılır)
  • doxorubicin (Adriamycin) ve cyclophosphamide ile paclitaxel (Taxol)
  • doxorubicin (Adriamycin), ve ardından CMF
  • cyclophosphamide, epirubicin (Ellence), ve fluorouracil

Yukarıda verilenlere ek olarak meme kanseri tedavisinde sıkça kullanılan diğer ilaçlar arasında

docetaxel (Taxotere), vinorelbine (Navelbine), gemcitabine (Gemzar), and capecitabine (Xeloda) vardır. (İlaçların ticari isimleri parantez içinde verilmiştir)

Kemoterapinin Potansiyel Yan Etkileri

Meme kanserinin tedavisi için kemoterapi gören hastalarda, bu tedaviye bağlı olarak görülen yan etkiler bazı faktörlere bağlı olarak oldukça fazla farklılık gösterebilir. Bu faktörlerin arasında, kullanılan ilaçların tipleri, dozajları, ve verilme süreleri vardır. Akılda tutulmalıdır ki, bu bölümde açıklanan yan etkiler olası yan etkilerdir ve bazı hastalar bu yan etkilerden hiç etkilenmezken bazı hastalar bir yada bir kaçından etkilenir. Pek çok durumda, meme kanserinin kemoterapi ile tedavisinin yararları, kemoterapinin riskleri, verdiği rahatsızlıklar ve yan etkileri ile karşılaştırılamayacak kadar büyüktür.

Kemoterapinin en yaygın yan etkileri:

  • Mide bulantısı ve kusma
  • Saç kaybı (alopecia)
  • Yorgunluk

Bazı kemoterapi ilaçları midenin ve bağırsakların iç yüzeyini oluşturan dokuları hassaslaştırabilir. Cisplatin, cyclophosphamide, doxorubicin ve yüksek dozlarda verildiğinde etoposide mide bulantısı ve kusmaya yol açması daha olası kemoterapi ilaçlarıdır. Bazen mide bulantısı ve kusma tedavinin hemen ardından yada tedaviye başlanması ile başlar. Bazı durumlarda da hastalar beklentilerinden etkilenerek mide bulantısı yaşayabilirler, bu hastaların mide bulantısı ile tedavi arasında kurdukları psikolojik ilişkilendirmenin bir sonucudur. Pek çok durumda, kemoterapinin yan etkisi olarak görülen bulantı ve kusmanın önüne geçilmesi için ilaçlar verilebilir.

Saç kaybı (alopecia) kemoterapinin diğer bir yaygın yan etkisidir. Oluşan saç kaybı geçicidir ve bazı kadınlarda saç köklerinin kemoterapi ile zayıflayarak daha hızlı saç dökülmesine yol açması nedeni ile oluşur. Saçlarını kaybeden kadınlarda saç kaybı ikici kemoterapi civarında oluşur. Kemoterapinin bitmesi ile saçlar geri gelir, ancak bazı hastalarda saçlar hastanın kemoterapi öncesi sahip olduğundan farklı olarak geri gelebilir (Düz yada kıvırcık saçlar gibi). Kemoterapi ile saçlarını kaybeden kadınlar, kemoterapi boyunca değişik eşarplar, şapkalar yada peruklar kullanabilirler.

Beyaz (akyuvarlar) ve kırmızı (alyuvarlar) kan hücreleri ile kanamayı önleyici kan hücreleri olan platelet lerin sayısının azalması kemoterapinin diğer bir olası yan etkisidir. Akyuvarlar vücudun bağışıklık sisteminin temel taşlarındandır. Normalde bir milimetreküp kanda 4,000 ila 10,000 tane arasıda akyuvar bulunur. Akyuvar sayısının bu normal değerlerin altına inmesine leukopenia denir. Aslında bir kaç çeşit akyuvar hücresi vardır, neutrophils adı verilen akyuvar hücreleri vücudun enfeksiyonlarla savaşmasına yardım ederler. Bu hücrelerin sayısının çok fazla azalmasına neutropenia adı verilir. Neutropenia kemoterapi tedavisi boyunca kontrol edilmesi gereken bir yan etkidir, ve genellikle bağışıklık sistemini güçlendiren ilaçlar yardımı ile tedavi edilebilir.

Kemoterapi kandaki alyuvar sayısının azalmasına da neden olabilir. Normalde, bir milimetreküp kanda 4 ila 6 milyon tane alyuvar vardır. Alyuvar sayısının normal değerlerin altına düşmesi ile anemi oluşur. Yorgunluk, baş dönmesi, baş ağrısı, nabız da ve soluma hızında artış anemisi olan hastalarda görülebilen şikayetler arasındadır. Anemi bazı durumlarda ilaçlarla tedavi edilebileceği gibi, alyuvar sayının çok azalması kan naklini gerektirebilir.

Kemoterapi gören hastaların bazılarında platelet sayısı normal değeri olan millimetreküpte 150 ila 450 bin adetten daha aza inebilir. Bunun bir sonucu olarak hastalar da küçük ve büyük berelenmelere olan yatkınlığın artması, kesilmeler sonucunda normalden uzun süren kanamalar, burun ve diş eti kanamaları görülebilir. Platelet sayısı aşırı şekilde azalan hastalarda iç kanamalar da görülebilir. Bu gibi durumlarda hastalara platelet aktarımı yapılır. Bunun yanı sıra bazı durumlarda operlvekin (Neumega) gibi ilaçlarda verilebir.

Kemoterapi alan kanser hastaları, kemoterapinin erken menepoza yada kısırlığa yol açabileceğini bilmelidirler. Kemoterapiye başlandığında doğal olarak menapoza girmeye yakın olan kadınların kemoterapinin sonucu olarak daha erken menapoza girme olasılığı daha fazladır. Kemoterapi alan kadınların bir kısmıda menopoza girmekte olan kadınlarda görülen belirtiler görülebilir, bunların arasında ani terlemeler, vajinal kuruluk ve adet dönemlerinde düzensizleşmeler vardır. Bu şikayetler seyrek görülen şikayetler değildirler ve genellikle ilaçla yada kemoterapi tedavisinde yapılan değişikliklerle tedavi edilebilirler. Bu tip şikayeti olan kadınların, bu durumu doktorları ile tartışmaları önerilir. Kemoterapi ilaçları hamilelikte alındıklarında sakat doğumlara neden olabilirler, bu nedenle kadınların kemoterapi boyunca hamile kalmamaları önerilir. Tedavi sonrası çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerin bu isteklerini doktorları ile tartışmaları önerilir. Yapay döllenme veya benzeri yöntemlerde kullanılmak amacı ile sperm veya yumurtanın tedavi öncesi alınarak saklanması gibi yöntemler yüksek risk grubundaki kadınlara önerile bilinilir.

Kemoterapinin bunlar dışındaki yan etkileri arasında:

  • Enfeksiyon riskinin artması
  • Ağız yaraları
  • Tat alma duygusunda değişmeler
  • İştah azalması
  • İshal yada Kabızlık
  • Karıncalanma veya yanma hisleri
  • Ellerde ve ayakta uyuşma hissi
  • Deri rahatsızlıkları (kızarıklık, döküntü, akne)
  • Tırnaklarda koyulaşma, kırılganlaşma yada çatlama
  • Böbrek ve mesane enfeksiyonları
  • Kemoterapinin hemen ardından gelen nezle benzeri belirtiler
  • Vücutta sıvı toplanması

Bunlara ek olarak, bazı kemoterapi ilaçlarının daha başka riskleri vardır. Örneğin, uzun bir süre boyunca yüksek dozlarda alındığında doxorubicin (Adriamycin) adlı ilaç kalıcı kalp problemlerine yol açabilir. Adriamycin kullanması gereken hastalar tedavi öncesi kalp problemleri için kontrolden geçmeli ve durumları tedavi boyunca gözaltında tutulmalıdır.

Bu uzun olası yan etki listesine rağmen, kanserin kemoterapi ile tedavisinden sağlanan yararlar olası komplikasyınlar ve riskler ile karşılaştırılamayacak kadar büyüktür, ve genellikle uygun ilgi ve dinlenme aracılığı ile bu yan etkilerin büyük çoğunluğunun üstesinden gelmek mümkündür.

Kemoterapinin Yan Etkilerinin Üstesinden Gelmek

Kemoterapinin bazı yan etkilerini yaşayan hastalara, bu yan etkileri azaltmak veya gidermek amacı ile ilaçlar verilebilir. Örneğin, kemoterapinin en yaygın yan etkilerinden olan mide bulantısı, kusma ve yorgunluk hissine karşı tek başına olduğu gibi diğer ilaçlarla da karıştırılarak alınabilen bir kaç çeşit ilaç vardır. Bu ilaçlardan bazıları:

Anzemet (kimyasal adı: dolasetron mesylate) adlı ilaç ameliyat yada kemoterapi sonucu oluşan mide bulantısını önleyerek veya azaltarak kusmanın önüne geçer. Araştırmacılara göre kemoterapiye bağlı bulantı hissi, ince bağırsak duvarındaki hücrelerin salgıladığı bir maddenin (serotonin) sinir sistemi tarafından algılanmasına bağlı olarak gelişmektedir. Anzemet bağırsaklarda bulunan sinirlerin merkezi sinir sistemi ile olan bağlantısını keserek çalışır.Tablet olarak alınabileceği gibi enjeksiyon ile de alınabilir. Daha detaylı bilgi için üreticisi olan Aventis in web sayfasına baş vurabilrisiniz.

Compazine (kimyasal adı: prochlorperazine) adlı ilaç ameliyat yada kemoterapi sonucu oluşan mide bulantısının ve kusmanın kontrol altına alınmasına yardımcı olur. Compazine tablet, şurup, fitil ve enjekte edilebir formlarda satılmaktadır. Compazine alınan diğer ilaçlar ve alkolle etkileşime girebilir. Daha ayrıntılı bilgiyi Compazine’nin üreticisi olan SmithKline Beecham’ın web sayfasınsan alabilirsiniz. http://www.sb.com

Kyril (kimyasal adı: granisetron hydrochloride) birleşik devletler gıda ve ilaç idaresi tarafından (FDA) kemoterapi hastalarında mide bulantısına karşı kullanılması onaylanmış bir ilaçtır. Kyril genellikle kemoterapiye başlanmadan bir saat kadar önce verilir. Bazı durumlarda ilk dozdan 12 saat sonra ikinci bir doz da verilebilinilir. Kyril tablet yada enjekte edilebilinir formda satılmaktadır. Daha detaylı bilgiyi kyril’in üreticisi olan SmithKline Beecham’ın web sayfasında bulabilirsiniz. http://www.sb.com/

Phenergan (kimyasal adı: promethazine) yatıştırıcı, ve orta düzeyde bulantı önleyici özellikler içerir. Kemoterapiye bağlı bulantının önlenmesi veya tedavi edilmesi amacı ile kullanılabilir. Phenergan şurup, fitil ve enjekte edilebilir formlarda satılmaktadır. Phenergan hakkında daha detaylı bilgi almak için ilacın üreticisi olan Wyeth-Ayerst’in internet sayfasına bakabilirsiniz, http://www.wyeth.com/products/phenergan.asp

Procrıt (Kimyasal adı: Epoetin Alfa) kemoterapiye bağlı kronik yorgunluğun daha fazla sayıda kırmızı kan hücresi üretilmesi ile azaltılması amacı ile kullanılır. Kemoterapi kanserli hücreleri olduğu kadar normal hücreleri de etkiler. Bunun bir sonucu olarak kemoterapi kırmızı kan hücrelerinin sayısının azalmasına yol açarak anemiye sebep olur. Gözlemlenebilen en belirgin yan etki aşırı yorgunluk hissidir. Procit hakkında daha detaylı bilgiyi, http://www.procrit.com/ adresinde bulabilirsiniz.

Zofran, kemoterapiye bağlı kusma ve mide bulantısının önüne geçmek amacı ile kullanılır. Zofran hap, sıvı solüsyon yada enjekte edilebilir formlarda satılmaktadır. Hap formunda ki Zofran’ın ilk dozu genellikle kemoterapi seansının başlamasından 30 dakika önce verilir ve daha sonraki Zofran hapları kemoterapi sonrasındaki bir – iki gün boyunca düzenli aralıklarla alınır. Zofran hakkında daha detaylı bilgiyi ilacın üreticisi olan Glaxo Wellcome’ın internet sayfalarında bulabilirsiniz, http://www.glaxowellcome.com/.

Kemoterapi süresince düşük kan sayımı gösteren hastalara, kan hücreleri ve plateletlerin sayılarının arttırılması amacı ile ilaçlar verilebilir. Verilen ilaçlar sayısının arttırılması hedeflenen kan hücrelerinin tipine göre değişir. Örneğin, bir beyaz kan hücresi olan neutrophil’lerin sayısının azalması neutropenia denilen hastalığa neden olur. Bu hastalara, özel büyüme faktörleri içeren ilaçlar verilebilir, bunların içinde kimyasal adı sargramostim olan Leukine ve kimyasal adı filgrastim olan Neupogen vardır.

Yüksek Dozda Kemoterapi / Kemik İliği Nakilleri / Kök Hücre Kurtarımı

Yüksek dozda kemoterapi kullanımı ile meme kanseri tedavisi, bu konunun uzmanları arasında hala tartışılmakta olan bir yöntemdir. Yapılan pek çok araştırma, yüksek dozlu kemoterapinin geleneksel kemoterapi tedavisinden daha iyi olduğu tezini desteklememiştir. Ancak, bazı araştırmalarda ilerlemiş aşamadaki meme kanseri hastalarının yüksek dozlu kemoterapi ile tedavisi sonrasında umut verici iyileşmeler gözlenmiştir. Günümüzde, bu tedavi yakından takip edilen klinik deneylere katılmakta olan ilerlemiş düzeyli meme kanseri hastaları için önerilmektedir.

Uzun süren yüksek dozlu kemoterapi tedavileri kemik iliği hücrelerine zarar verebilir. Bunun bir sonucu olarak, yüksek dozlu kemoterapi alan hastalara kemik iliği nakli yada kök hücre aşılanması gerekebilir.

Kemik iliği nakli tedavisinin aşamaları;

  • Hastadan kemik iliği hücreleri çıkartılır ve dondurulur
  • Yüksek dozlu kemoterapi uygulanır
  • Daha önceden çıkarılmış olan kemik iliği hücreleri, bir operasyonla geri enjekte edilir
  • Enjekte edilen hücreler, çoğalmaya ve kan hücreleri üretmeye başlarlar.


Kemik iliği nakli olasılığı yüksekse, doktorlar kemoterapi öncesi hastanın bacak yada kalça kemiğinden ilik örnekleri alırlar. Çıkartılan bu kök hücreler, korunmaları amacı ile hemen dondurulurlar. Daha sonra hastaya yüksek dozlu kemoterapi uygulanır, bu süreçte vücut ta kalan kemik iliği hücrelerinin bir kısmı da ölür. Kemoterapinin tamamlanmasının ardından, korunmuş olan kemik iliği hücreleri geriye enjekte edilirler. Enjeksiyon sonrası, bu hücreler çoğalmaya başlar ve aynı zaman da beyaz ve kırmızı kan hücrelerini de üretirler.

Doktorlar yakın zamanda kemik iliği nakilleri yerine kök hücre kurtarımı yöntemini kullanmaya başlamışlardır. Kök hücreler henüz işlevsel farklılaşma göstermemiş ön hücrelerdir ve vücudun gereksinimine göre değişik hücrelere dönüşürler. Kök hücre kurtarımı yönteminde, kemoterapi öncesinde hastanın kanından kan kök hücreleri ayrılırlar. Yüksek dozda kemoterapi uygulanmasının hemen sonrasında, hastaya geri verilen kan kök hücreleri kemik iliğinin işlevini geri getirir. Araştırmalar göstermiştir ki kök hücre kurtarımı yöntemi kemik iliği nakli ile karşılaştırıldığında daha az yaşamsal risk taşımaktadır.

Sonuç

Kemoterapi kanser tedavisinde ve kanserin tekrarlama riskini azaltmada çok etkin bir yöntem olabilir. Araştırmacılar kemoterapi ve kanser tedavisi konularında önemli ilerlemeler göstermektedirler. Araştırmaların devam etmesi ile, yan etkisi daha az ve daha etkin kemoterapi ilaçlarının daha yaygın olması beklenmektedir. Buna ek olarak, kemoterapinin istenmeyen yan etkilerini önleyen ilaçların gelişimi de devam etmektedir. 2000 yılının kasım ayında yapılan uluslararası bir toplantıda, uzmanlar kanseri göğüs dışına çıkmamış hastalarda da adjuvant kemoterapinin standart tedavi olarak önerilmesi üzerinde görüş birliğine varmışlardır. Meme kanseri olan kadınların kemoterapi konusunu doktorları ile tartışmaları önerilir.

Göğüs’ün (memenin) Anatomisi

Göğüs genelde dairesel yada göz yaşı damlası şeklindedır. Ancak göğüs dokusu köprücük kemiğinden sütyen çizgisine ve göğüs kemiğinden koltuk altına kadar bulunabilir. Bu nedenle kişisel göğüs kontrolleri yapılırken bu alanların tümünün kontrol edilmesi ve mastektomi yapılırken bu alanlardaki dokularında alınması çok önemlidir.

Göğüs süt bezlerinden, süt kanallarından, dolgu malzemesi olan yağ dokusundan ve taşıyıcı olan lif dokusundan oluşur. Süt bezleri lob adı verilen gruplarda toplanırlar. Her lob, pek çok sayıda daha küçük lob içerir. Bu küçük loblar sayısı bir düzineye varan ve küçük üzümlere benzeyen minik ampul şeklindeki bezleri içerir, ve süt burada üretilir. Göğüslere dokunulduğunda yumru yumru hissedilmesinin nedeni budur. Duct adı verilen küçük kanalcıklar üretilen sütü göğüs ucuna taşır.

Göğsün içinde kas yoktur ama, pectoralis major and pectoralis minor adı verilen iki kas göğsün altındaki kaburgalara bağlıdır.

Göğsün içinde göğse oksijen ve besin taşıyan damarlar vardır. Damarda kan ile beraber dolaşımda olan lenf sıvısı, (vücudun savunma sisteminde önemli bir rol oynar), damar duvarlarından sızar ve hücrelerin arasındaki boşlukta birikir. Bunların toplanması ve ana kan dolaşımına geri kazandırılması için lenf kanalları vardır. Bu kanallar boyunca, lenf sıvısı lenf bezleri adı verilen fasulye tanelerine benzeyen organlar tarafından süzülür. Göğüste toplanan lenf sıvısının büyük bir bölümü koltuk altına doğru toplanır, burada harici lenf bezleri tarafından süzüldükten sonra lenf sıvısı dolaşım sistemine geri döner.

MOMOGRAFİ ESNASINDA ALINAN RADYASYON HAKKINDA GELEN BİR E-MAİL

----- Original Message -----
From: "orhanakalin"
To:
Sent: Thursday, May 12, 2005 12:00 PM
Subject: neden mamografi değil?


Neden Mamografi Değil? Avrupa ülkelerinde 50 yaşın altındaki kadınlara neden mamografi önerilmiyor?

Gazetelerin sağlık sayfaları ve televizyonlardaki sağlık programları incelendiğinde, kansere yol açan etkenlerin hayatımızdan çıkarılmasını öngören birincil önleme çalışmalarına hiç yer verilmediği ve kanser karşısında yapabileceklerimizin 'erken teşhis' ve 'sağlıklı yaşamla' sınırlandırıldığı görülecektir. Daha çok kadınları ilgilendiren meme kanseri konusunda ise yapılabilecek en önemli şey olarak düzenli mamografi çektirilmesi gösterilmekte, bizzat mamografinin arz ettiği tehlikeler ve mamografi filmlerinin ne kadar doğru sonuç verdiği (etkinliği) hakkındaki görüşler konusunda ise okurlar/izleyenler bilgisiz bırakılmaktadır. Oysa mamografinin tehlikeleri ve etkinliği ile ilgili Batıda önemli bir bilimsel literatür oluşmuş durumdadır ve bu konuda faaliyet gösteren azımsanmayacak sayıda kadın grubu vardır. Üstelik mamografi konusunda Batı dünyasında önemli uygulama farklılıkları bulunmaktadır.

Mamografi, kadınlarda meme kanserini erken teşhis etmek için kullanılan radyasyona dayalı bir teşhis yöntemidir. ABD'de ve Türkiye'de, 40 yaş-üstü kadınlardan yılda bir defa mamografi çektirmeleri istenmekte, ayrıca yüksek meme kanseri riski taşıyan kadınların ise daha erken yaşta mamografi çektirmeleri tavsiye edilmektedir. Avrupa'da ise mamografi saldırgan bir şekilde savunulmamakta ve 'menopoz-öncesinde etkin bir teşhis yöntemi olmadığından' yalnızca menopoza girmiş (50 yaş üstü) kadınlardan iki ya da üç yılda bir mamografi çektirmeleri istenmektedir.

Aslında mamografinin oluşturduğu radyasyon tehlikesi ve mamogramların (mamografi filmleri) ne kadar doğru sonuçlar verdiği uzun süreden beri tıp çevrelerinde bir tartışma konusudur. Mamografinin çok yüksek doz radyasyon içerdiğini söyleyenler, mamografinin kanseri erken teşhis etmek şöyle dursun içerdiği yüksek doz radyasyon nedeniyle kansere neden olduğunu iddia etmekte ve durumun vehametini anlatabilmek için Atom Bombası örneğini vermekteler: 'menopoz-öncesi rutin mamografiden kaynaklanan radyasyon, Hiroşima ve Nagazaki'de atom bombasının atıldığı yerde bulunan kadınların maruz kaldığı doza ulaşmaktadır.'

Amerikan Gıda ve İlaç İdaresi (FDA) standartlarına göre mamografide tek bir film için izin verilen maksimum radyasyon dozu 300 milirad'dır (bir göğüs röntgen filminin içerdiği radyasyon miktarı sadece 1 milirad'dır.), bir kerede en fazla kaç film çekileceği konusunda ise herhangi bir sınırlama bulunmamaktadır! Yani her bir meme için dört film çekildiğinde bir mamografi seansında hastanın her bir memesinin maruz kaldığı radyasyon miktarı FDA standartlarına göre 1.2 radı bulabilmektedir. Ayrıca, filmin iyi çıkmadığı durumlarda üste üste defalarca film çekildiğini de unutmamak gerekir.

Radyasyonun birikimli bir etkiye sahip olduğu dikkate alındığında, 40 yaşından başlamak üzere her yıl mamografi çektiren bir kadının 50 yaşına geldiğinde her bir memesi için toplam yaklaşık 12 rad kadar bir radyasyona maruz kalabileceğini buluruz. Bu miktarın uç bir değer olduğu söylenebilir, bugünkü uygulamada her bir filmde ortalama radın (ABD'de) 160 milirada düştüğü iddia edilebilir. (Radyasyon gibi önemli bir konuda ortalamalara göre mi hareket etmek lazım yoksa uç değerler göre mi?) Bu miktar, cihazın türüne ve durumuna göre değişebilmektedir. İzin verilen dozun yarısı kadar oranında bir maruziyetin bile 10 yıl boyunca neden olduğu kümülatif etki çok büyük değerlere ulaşmaktadır. Kısaca mamografi çektirerek ciddi düzeyde bir radyasyon riski almaktasınız.

Radyasyonun farklı yaş-gruplarına etkilerinin farklı olduğunu da ayrıca belirtmek gerekir: çocukların radyasyona duyarlılığı çok yüksektir ('hamile kadınlar hangi seviyede olursa olsun radyasyona maruz kalmamalıdır', binaların girişindeki X-ray cihazları?); menopoz-öncesi bir kadının radyasyon hassasiyeti ise menopoz-sonrası bir kadının hassasiyetinden daha yüksektir. Ayrıca genetik yapı da radyasyona karşı gösterilen hassasiyetde belirleyici olabilmektedir; 'sessiz A-T (ataxia-telangiectasia) geni taşıyıcısı olan ve dolayısıyla radyasyonun kanserojenik etkilerine oldukça duyarlı olan %1-2 civarındaki kadınların mamografiden dolayı meme kanseri riskleri ise dört kat daha yüksektir.'

Tehlikelerinin yanı sıra mamografinin ne kadar etkin bir teşhis yöntemi olduğu da ciddi eleştirilerle karşı karşıyadır. Menopoz-öncesi kadınlarda vücut daha yüksek düzeyde östrojen ürettiğinden meme yoğun bir yapıya sahiptir. Bu daha yoğun yapı erken aşamadaki küçük tümörleri maskelemekte ve mamografiyle tespitinin önüne geçmektedir. Ve sonuçta mamogramlar meme kanserini teşhis edemeyebilmekte ve yanlış bir şekilde negatif sonuç verebilmektedir. Bu tür vakaların sayısı ihmal edilemeyecek boyuttadır. Kendisine endişe edilecek bir şey yok denen çok sayıda kadın sonradan konan meme kanseri teşhisiyle sarsılmaktadır. 'Günümüz pratiğinde mamogramlar tüm tümörlerin dört birinden fazlasını atlamaktadır.'

Ve bir de tam tersi durumlar bunmaktadır, hatta bunların oranı daha da yüksektir: Aşırı teşhisler. Mamogramda bir kitleye rastlanmakta, gereksiz biyopsiler yapılmakta ve bu kitleyi almak için lampektomi veya mastektomi uygulanmakta ve hatta 'hasta' bu bulgular nedeniyle kemoterapiye alınmaktadır. 'Aşırı teşhis ve akabinde uygulanan aşırı-tedavi mamografinin önemli risklerindendir. Görüntülemenin artışına paralel olarak DCIS teşhislerinde büyük bir artış yaşanmıştır. DCIS teşhis edilen hastalar lampektomi veya mastektomi artı kemoterapi uygulanmaktır. Halbuki DCIS'ların %80'ı bırakıldıklarında hastanın sağlığı için bir tehlike oluşturmazlar.' 'Mamogram sonrası yapılan biyopsilerin dörtte üçü kadarı selim lezyonlar çıkmaktadır.'

Mamografi görüntülemesinin kalitesi de önemlidir. Mamografinin kalitesi, cihazın yaşına ve gerekli bakımların yapılıp yapılmadığına, teknisyenin ve filmi yorumlayan radyoloğun bilgi ve tecrübesine bağlıdır. Mamografi çekilen merkezlerin denetlenmesi ve makinaların kalibrasyonun ölçülmesi gerekmektedir. ABD'de FDA'nın bu merkezleri yılda bir kez denetlemekte ve makinaların kalibrasyonunu ve performans standartlarını ölçmektedir. ABD Sayıştayı'nın hazırladığı 1997 tarihli bir raporda 'ilk yapılan incelemelerde bu merkezlerin dört birinden fazlasının ciddi ihlallerde bulunduğu' belirtilmektedir.

Mamografi çektirmeye karar vermeden önce ciddi düzeyde bir radyasyon riski alacağınızı ve gereksiz müdahelelerle karşılaşacabileceğinizi aklınıza getirmenizde fayda var. Kanser oranları artıyor, bunun tıbbi nedenleri de var!

Orhan Akalın

Kanser Önleme Koalisyonu(www.preventcancer.com)

orhanakalin@atlas.net.tr

Kaynakça:

Samuel S. Epstein, Kanseri Başlamadan Durdurun, Domino Yayıncılık, 2005.

Susan Love, Dr. Susan Love's Breast Book, Perseus Publishing, 2000.

Epstein&Steinman, The Breast Cancer Prevention Program, Macmillan, 1997.

Breast Cancer Action web sitesi (www.bcaction.org)


BİR MEME KANSERLİ BAYANIN KIZININ MEKTUBU AŞAĞIDADIR

---- Original Message -----
From: "Turkan türk"
To:
Sent: Sunday, June 18, 2006 9:47 PM
Subject: Meme kanseri ve metastazları için
lütfen acil cevap bekliyorum


Size şimdiden tefekkür ediyorum.
Kanser karşısında çaresiz kalmak kadar kötü bir şey olamaz bir insanın gözünüzün önünde eridiğini görmek anlatılabilecek bir duygu değil.Sizden annem için yardım isteyeceğim beni bilgilendirirseniz sevinirim.
Annem 2002 yılında meme kanserine yakalandı ve ameliyat oldu sol göğsü alındı kemoterapi tedavisi arkasından ışın tedavisi gördü ve temizlendi dediler. 1yıl sonra kemiklerine sıçradı yeniden tedaviye başlandı yine ışın ve kemoterapi tedavisi. gördü ama 2005 yılanda akciğerine sıçradığını söylediler. Kemoterapi almaya devam ediyor ama ca oranları düşüyor, kemoterapi kesilince yeniden çıkıyor şu geçen hafta aniden sara nöbeti geçirir gibi bayıldı ve hastaneye kaldırdık bu kez beyine sıçradığını söylediler. Bu yüzden MR çektireceklerini söylediler bu geçirdiği bayılmadan sonra çok halsiz düştü ?u an doktoru beyne sıçramış,ışın tedavisi yapalım diyor.

Özetle, annem meme kanseri ama,meme ameliyatı olduktan sonra onca sözde tedaviye karşın akciğer ve kemik metastazı ve şimdi de beyine sıçramış bir vaziyette...3 yıldır aldığı kemoterapinin hiç bir faydası olmuyormuş meğer.Maalesef durum budur Sayın Güveloğlu. Sizden lütfen acil cevap bekliyorum ona göre,ne önerirseniz onun tedavisi başlanacak.Lütfen yardımcı olursanız sevinirim.

İŞTE KLASİK MEME KANSERİ TEDAVİSİ BUDUR VE BUNUN GİBİDİR...

----- Original Message -----
From: "Engin Kol"
To:
Sent: Friday, June 23, 2006 1:57 AM
Subject: DURUMUMUZ ÇOK AĞIR LÜTFEN ÖNCELİKLİ OKUYUN


> Sayın Atabay Güveloğlu,
> Annem 63 yaşında. 4 yıl önce göğüs kanseri sebebiyle ameliyat oldu. sol
> göğüs ve koltuk altı lenf bezleri tamamen alındı. Kontroller normaldi. Son
> iki aydır sol kol ve omuz iyice şişti. Ağrılar çok şiddetlendi. Tahliller
> yapıldı ve akciğer kanseri teşhisi kondu. Ağrı merkezine yönlendirildi.
> Verilen yeşil reçeteli ilaçlar çok ağır geldi. Bilinç kaybı, hareket
> kabiliyetini kaybetmeye başladı. Kemoterapi yapılırsa 7-8 ay yapılmazsa 2 ay
> yaşar dediler. Aynı zamanda şeker hastası ve tansiyon hastası. İlk kür
> kemoterapi yapıldı. İkincisi ağır olacağı için hastaneye yatırılacak.Şeker
> ve tansiyon dengesi bozulacağı için kontrol altında tutulacak. Hayata bağlı
> pozitif bir insandır. Son dönemde ailevi büyük üzüntüler yaşadı. Aldığı ağrı
> kesicilerden dolayı kendine gelemiyor. Durumumuz acil olduğu için hemen
> cevap verebilirseniz seviniriz.
> Engin Kol



----- Original Message -----
From: "bengi turan"
To:
Sent: Sunday, December 03, 2006 7:43 PM
Subject: MEME KANSERİ ÇOK ÖNEMLİ LÜTFEN OKUYUN!!!!!


Sayın Atabay; öncelikle sizlere çok teşekkürler.. ben henüz yardımınızı almamış bir hasta yakınıyım. Teyzem henüz 42 yaşında ve 2 yıl önce geçirdiği meme kanserinden sonra son 5 aylık dönemde önce beyinde daha sonra akciğerde baş gösteren bu hastalıkla mücadele etmekte.. 6 kür uygulanan kemoterapiden yeni çıktı ve bu arada tabi alternatif tıptan da yararlanmaya çalıştık.. ancak sizinde belirttiğiniz gibi her insan ayrı bir kanser türüyle mücadele ediyor dolayısıyla her hastaya uygulanan ilacın aynı olması sitenizi takip ettikten sonra bize de çok mantıklı geldi. vücudunun çeşitli yerlerine sirayet eden bu hastalıkla mücadele eden teyzemin son zamanlarda iştahsız ve mide bulantısı halinde olduğunu görüyoruz. bu durumu doktorlar kemoterapiden yeni çıktığı için KT nin yan etkisi olarak görüyorlar..ancak son 3-4 günlük dönemde neredeyse hiçbir şey yiyemiyor ve aynı zamanda KT ile aynı işlevi gördüğü söylenen bir ilaçta kullanıyor.. acaba teyzemin tedavisi mümkün müdür? bize yardımcı olabilir misiniz? geç kalmış mıyızdır acaba? bize maille bir cvp yazarsanız çok seviniriz..eğer size ulaşabilirsek minnettar oluruz..

MESANE KANSERİ ve TEDAVİSİ

MESANE KANSERİ ve TEDAVİSİ

MESANE KANSERİ NEDİR?

Mesane Kanseri en sık görülen kanser türlerinden biridir. Mesane Kanserine sebeb olan spesifik bir sebeb bilinmemesine rağmen hastalık erkeleri kadınlara oranla 3 kat daha fazla etkilemektedir. 1995 yılında ABD de 50.000, Avrupada 75.000 den fazla yeni Mesane Kanserli hasta görülmüştür. Hastalığın en sık görülen formu idrar yolu hücrelerini kapsayan transitional cell carsinoma (TCC) dir.Bu durum Mesane Kanseri vakalarının %90 da görülmektedir. Hastalığın erken evrelerindeki tedavi yöntemi tümörün operasyonla çıkartılmasıdır. Fakat bu durumdaki asıl mesele kanserin tekrarlaması nüks etmesidir. Ne yazık ki Mesane Kanseri nüks oranı en yüksek kanserlerden biridir ve bu sebepden doktorun hastalık nüksünü mümkün olan en kısa sürede belirleyebilmesi için hastalarını nükse karşı sık sık kontrol etmesi gerekmektedir.

MESANE KANSERİNİN BELİRLENMESİ

Mesane Kanserinin tipik ön belirtisi gross hematuria yani idrarda kan bulunmasıdır. Bu en genel klinik bulgu hastaların yaklaşık %75 görülmektedir. Ayrıca microscopic hematuria idrarda mikroskopik seviyede kanda sıklıkla görülmektedir. Hastalığın ileri evrelerinde mesane tahrişi ve dysuria yani zor ve sancılı idrar yapma da sıklıkla gözlemlenmektedir. Kanamalar karekteristik olarak ara sıra oluşmakta idrarın temiz görülmesi doktorun çalışmalarını ertelemesine sebep olabilmekte bu da teşhiste gecikmelere neden olabilmektedir. Erken teşhiş için açıklanamayan gross veya microscopic hematuria bulguları daha ileri seviyede teşhis yöntemlerinin çalıştırılmasını gerekli kılmaktadır. İlk test çoğunlukla cytology sitoloji olmaktadır. Ne yazıkki idrar sitolojisinin hassalığı hastalık için çok düşük kalmaktadır. Bu nedenle negatif sitoloji Mesane Kanseri bulgusu olmadığı anlamına gelmemeli Mesanede tümör varlığı cystoscope ile araştırılmalıdır. Tümör görüldüğünde patolojik inceleme için doku örneği alınmalıdır. Pozitif sitoloji neticisinde derhal daha yoğun bir çalışma yapılmalıdır. Hem sitojik hem de sistoskopik incelemeler sonucunda tümör hücrelerinin görülmediği durumlarda hasta programlı periodik takibe alınmalı ve periyodik testler uygulanmalı ve semptomlar gözlemlenmelidir. Eğer her iki testden birinde tümör hücresinin varlığı tesbit edilmiş ise hasta Mesane Kanseri tedavisine alınmalıdır.
Mevcut teşhis teslerindeki sınırlamalar : İdrar sitolojisi anormal hücrelerin idrarda araştırılması prensibine dayanmaktadır ve yoruma açıktır. Sitoloji aynı zamanda low-grade tümörler karşısında çok düşük hassaslık göstermekte, cerrahi ve ilaç tedavilerine karşı duyarlılık göstermektedir. Sistoskopi görülebilir kanserlerin belirlenmesi için çok kullanışlıdır fakat bazı tümör cinsleri görülmeyebilir ve görülebilen tümörün bulunmayışı hastalık bulunmaması şeklinde bir kuralın olması anlamına gelmemelidir.

MESANE KANSERİNİN ŞU ANDA UYGULANAN KLASİK TEDAVİSİ

Hastalığın tedavi şekli ve yoğunluğunun belirlenmesinde hastalığın anatomik ve histolojik sınıflandırılması(evresi ve derecesi), tümörün yeri, hastanın genel sağlık durumu gibi faktörler göz önünde bulundurulmalıdır. Cerrahi, Işın, İlaç gibi tedavi yöntemlerinden hangilerinin kullanılacağına karar verilmelidir.

HERBALİST ATABAY GÜVELOĞLU'NUN BAŞARILI BİTKİSEL İLAÇ TEDAVİSİ

Herbalist Atabay Güveloğlu'nun 1986 yılında mesane ve prostat kanserleri için ortaya çıkardığı bitkisel reçeteler ile 6 ay içinde bu kanser türünü hücre ve kitle bazında %70 başarı oranı ile kaybolmaktadır.

Örneğin; Sıvas'lı emekli memur Rıza Engin bu insanlardan birisidir. 1992 de tedavi edilmiştir ve halen hizç bir sorunu yoktur. Hücre bazında temizlendiği için nüks etmesi asla söz konusu olmamaktadır. Tıbbi bitkiler, yoğunlaştırılmış bitki özleri kokteylleri ve diğerlerinden oluşan ikişer aylık bu reçeteleri hasta 4 veya 6 ay kullanmaktadır. Metastaz hali de olsa bu güçlü ilaçların etkisi ile ilk bir aydan itibaren tümör küçülüp, idrardan iplik gibi atılarak kaybolmaktadır. Tedavi esnasında tümör dağılırken bir kaç kez küçük kanamalar görülmektedir ama sorun olmamaktadır.



MESANE KANSERİNİN TAKİBİ

Measene tümörünün operasyonla tamamen çıkarıldığı durumlarda bile %75 oranında tümörün tekrar belirmesi riski mevcuttur. Bu nedenle ameliyat olmadan bu özel bitkisel ilaçlarımızı kullanmak hastanın kurtulmasında büyük şans tanımaktadır.

SİGARA VE MESANE KANSERİ İLİŞKİSİ

Sigara dumanının sağlık açısından zararlı 4000 dolayında çeşitli kimyasal madde olduğu bilinmektedir. Bu kimyasallardan bazıları kanserin ilerlemesine yol açan özelliktedir ve 43 tanesi son derece önemlidir. Bu toksit maddelerin en çok bilinenlerinden bir kaç tanesi; amonyak, terebetin, kadmiyum, insektisitler, naftalin, aseton, benzer, vinil klorür, formal, hidrojen siyanür, radon, polenyum, ve deterjanlardır. Ayrıca tütün ve sigaranın sarıldığı kağıdın yanmasından dolayı açığa çıkan maddeler ve katran da yine kanserojen maddeler arasındadır. Sigara kullanımı ile doğrudan ilişkisi olduğu kanıtlanmış hastalıkların en iyi bilinenleri şunlardır: Ağız kanseri, yemek borusu (özofagus) kanseri, sindirim sistemi kanseri (mide, pankreas kanseri gibi), solunum sistemleri kanserleri, bronşit-amfizem-astım gibi solunum sistemi ve akciğer hastalıkları, kalp ve damar hastalıkları, ülser, böbrek, ve mesane kanseri, kemik erimesi, rahim kanseri (kadınlarda), erken menapoz (kadınlarda), koku ve tat duyularında azalmadır.

Mesane kanseri özellikle 65 yaş üzeri erkeklerde daha sıklıkla görülen bir kanser tipidir. Bu kansere endüstrileşmiş Batı Avrupa ve Kuzey Amerika'da, Doğu Avrupa ve Asya ülkelerine göre on kat daha fazla rastlanmaktadır. Mesane kanseri için en önemli risk faktörü olan sigara, hastalığın sigara içmeyenlere göre 2-3 kat daha fazla ortaya çıkmasına sebep olur. İçilen sigara miktarıyla risk artar ve aşırı sigara tüketimi halinde hastalık sigara içmeyenlere göre 3-5 kat fazla görülür. Sigara tüketiminin, erkeklerde görülen mesane kanserinin %48'inden, kadınlarda ise %32'sinden sorumlu olduğu saptanmıştır. Sigara tüketimi bırakıldığında riskin %30-60 oranında azaldığı bilinmektedir. Mesane kanser hücreleri incelendiğinde sigaranın sebep olduğu bu hasarı normal hücrelerin tüm faaliyetlerini belirleyen DNA içeriğini bozarak yaptığı tespit edilmiştir. Sigara dumanına maruz kalınan süreyle orantılı olarak artan DNA hasarları özellikle bazı bozulmalara neden olarak, hücrelerin şekil ve karakter değişiklikleriyle tümörleşme eğilimlerine girmesine sebep olur ve ardından kanserli hücre yığınları oluşur.

En sık şikayet idrarda kan gelmesidir. İdrarda yanma veya sık idrara çıkma da görülebilir. Bu şikayetler basit idrar yolları iltihabı ile benzer benzer şikayetler olduğundan pek önemsenmez, fakat özellikle risk gurubundaki kişiler, bu şikayetler olduğunda mutlaka doktora başvurmalıdır. Mesane kanseri idrar kesesinin içini döşeyen hücre tabakasından kaynak alır. Teşhis için yapılması gereken tahliller şunlardır: İdrar kültürü, ultrason incelemesi veya böbrek röntgeni (IVP), sistoskopi (Mesaneye ışıklı kamera sistemi ile bakma işlemi). Mesane tümörü nedeniyle operasyon geçiren hataların, tekrarlama olasılığına karşı belirli aralıklarda sistoskopi ile kontrol edilmesi gerekmektedir. Sigara bağımlılık yapıcı bir madde olduğu için bir kez sigara alışkanlığı oluştuktan sonra bu alışkanlıktan vazgeçmek zor olmaktadır. Bununla birlikte sigara alışkanlığı "vazgeçilmez" bir alışkanlık değildir. Bu konuda kararlı olan pek çok tiryakinin bu alışkanlıktan kurtulabildiği bilinmektedir. Aslında sigara tiryakilerinin büyük bir bölümü bu alışkanlıklardan hoşnut değildir ve çeşitli araştırmaların sonuçlarından, sigara içenlerin en az üçte ikisinin sigarayı bırakmak istediği anlaşılmaktadır. sigara içenlerin önemli bir bölümü sigarayı bırakmak konusunda ufak bir teşvik ve destek beklemektedirler. Ancak sigara bırakma konusunda en önemli konu, sigara içen kişinin, sigarayı bırakma konusunda kendisinin istekli ve kararlı olmasıdır. Pek çok kişi sağlık nedenlerinden dolayı sigara alışkanlığından vazgeçmek durumunda kalmaktadır. Sigaranın neden olduğu kalp hastalığı ve akciğer hastalığı gibi rahatsızlığı olan kişiler doktor tavsiyesi ile sigarayı bırakmaktadır. Sigara bırakma konusunda batı ülkelerinde daha yaygın olan "sigara bırakma klinikleri" ülkemizde de açılmaya başlamıştır. Bu kliniklerden veya her hangi bir doktordan sigarayı bırakma konusunda yardım istenebilir.

PROSTAT KANSERİ

PROSTAT KANSERİ

PROSTAT KANSERİ NEDİR VE BU SORUNDAN TAMAMEN NASIL KURUTULABİLİRSİNİZ?

Erkek üreme sisteminin önemli bir üyesi olan prostatta görülen malign (kötü huylu)değişikliklerdir.Erkeklerde en sık görülen kanser tiplerindendir. Amerika'da her 5 erkekten birinde görüldüğü tespit edilmiştir.Yine Amerika'da her yıl 200.000 yeni hasta ve 38.000 ölüm saptanmaktadır.

Genellikle 50 yaş üstünde görülür ancak seyrekte olsa gençler de de görülme olasılığı vardır.

Prostat mesanenin altında, rektumun önünde yerleşmiş ceviz büyüklüğünde birbezdir.

Prostat ejekulasyon esnasında spermin dışarı atılması için gerekli akışkan sıvının ve enzimlerin 1/3 ünü salgılar. Ejakulatın içinde yer alan sperm testislerde yapılır, vas deferens adı verilen tüpler tarafından taşınır. Bu esnada prostattan bu katkı maddelerini alır ve penise ulaşarak dışarı atılır. Prostatın arkasında ki seminal kabarcıklar bu akışkanın yapıldığı yerdir. Prostata direkt teması ve yakınlığından dolayı kanser bu seminal kabarcıkları ve prostatı saran kapsülü de etkileyebilir. Bu durumda ameliyat kanseri yok etmek açısından pek faydalı olamayabilir. Rektuma olan komşuluğundan dolayı Rektal muayene prostat hakkında fikir verebilen iyi bir muayene usulüdür.

NEDENLER

Prostat kanserinin sebebi henüz bilinmemektedir. Ancak bazı faktörlerin kansere yakalanma riskini arttırdığı bilinmektedir.

Birinci faktör ailede prostat kanseri hikayesinin bulunmasıdır.Babasında veya kardeşinde prostat kanseri bulunan bir kişinin kansere yakalanma riski iki katartmaktadır.

Yaşlı kişiler daha büyük risk altındadırlar.Prostat kanseri tanısı konmuş kişilerin 3/4 ü 65 yaş ve üzerindedir.

Afrikalı-Amerikalılarda daha sık görüldüğü söylenmektedir.

Prostat kanseri ile erkeklik hormonu arasında bir ilişki olduğu sanılmaktadır.Kısırlaştırılmış erkeklerde prostat kanserinin görülmemesi buna delil olarak gösterilmektedir.

Östrojen hormonu (kadınlık hormonu) kan seviyelerinin yükseldiği ağır karaciğer hastalıklarında prostat kanseri riski azalmaktadır.

Çevresel faktörler riskin artmasında rol oynar. Asyalı lar prostat kanseri riski açısından daha şanslıdırlar. Japon erkeklerinde prostat kanseri görülme riski Amerikalı'lardan yaklaşık 40 kez daha azdır. Ancak ilginç olan konu Amerika'ya göç etmiş Asyalılarda riskin arttığı görülmüştür. Bu da çevre ve beslenme faktörlerinin önemini göstermektedir.

BELİRTİLER

Prostat kanseri genellikle ileri aşamalarına kadar bulgu vermez. İyi bir doktor muayenesi ve Prostate Specific Antigen (PSA) adı verilen bir kan tahlili ile genellikle bulgu vermeden önce erken evrelerde tanısı konulabilir.

İleri evrelerde ise prostat bezinin büyümesine bağlı idrar yapamama, idrar veyasemen sıvsında kan görülmesi gibi bulgular verebilir. Ayıca ağrı ve empotansgibi bulgular da verebilir.

Hastalığı önlemenin kesin yolları bilinmemekle birlikte sağlıklı yaşam içingerekli genel kuralları ( egzersiz ve düşük yağlı diyet) uygulamak yararlı olabilir

TANI

Prostat muayenesi rektal tuşe ile yapılır. Rektumdan yapılan muayenede prostat kenarları düzensiz ve noduler olarak ele gelir.

Prostate Specific Antigen (PSA) testinin bulunmasi ile prostat kanseri tanisinda yeni bir çag açilmistir. Bu test ile kanser henüz bulgu vermedigi çok erken asamalarda dahi taninabilmektedir.

Prostate Specific Antigen (PSA) prostat bezi tarafindan yapilan ve semen sivisinin yapisinda olan küçük bir protein molekülüdür. Bu molekül normalde kanda ya hiç bulunmaz veya çok düsük seviyelerde bulunur. Ancak prostat kanserlerinde PSA nin kan düzeyleri çok yükselir. Bazı kanser dışı durumlarda da PSA da yükselmeler görülürse de bunlar küçük düzeylerde ve geçici yükselmelerdir. Bu durumları ayırt edebilmek için PSA dayükselme saptayan doktor tekrar test isteyebilir. 4-10 ng/ml arasında çıkan ortadüzeydeki PSA seviyeleri üroloji konsultasyonu gerektirir. 10 ng/ml üzerindekiseviyelerde ise ürolojist tarafından biopsi konusunda değerlendirilmelidir.

Prostat Kanserlerinin % 5-10 kadarında PSA yükselmeyebilir. Bu sebeple rektal muayene ve PSA tanıda tamamlayıcı rol oynar. Sadece biri yeterli olamaz.Bu yöntemlerden herhangi birinde prostat kanseri şüphesi olursa Ürolog Doktorunuz biopsi isteyebilir. Biopside ultrason eşliğinde rektumdan prostata bir cins iğne ile girilerek mikroskop ta incelenmek üzere parça alınır. Kanser tanısı konulursa kanserin ilerleme derecesi Gleason Score ile evrelendirilir.Bu skala doktorunuzu hastalığın gidişi, tedavisive ne kadar yayıldığı hakkında bilgilendirir. 10 en yüksek evredir ve hastalığın kötü olduğunu gösterir.PSA düzeyindeki yüksekliklerde hastalığın evresi hakkında fikir verebilir. Genellikle 6 ve üstü Gleason scoru ve 20-30 ng/ml PSA seviyesi kanserin prostat bezi dışınada yayıldığını gösterir.

Kanser aynı zamanda klinik evrelemeye de tabi tutulur. Klinik evrelemede çeşitliyöntemler kullanılır. En çok kullanılan T1-T4 evrelemesinde:

  • T1-T2 de kanser prostat bezinde sınırlı kalmıştır.
  • T3 de yakın dokulara da metastaz (yayılım)yapmıştır.
  • T4 de ise uzak organlara da yayılım vardır.

Eski ancak hala kullanılan bir sistem de ise:
  • Evre A ve B de kanser prostat bezinde sınırlı kalmıştır.
  • EvreC de yakın dokulara da metastaz (yayılım) yapmıştır.
  • Evre D de ise kemik gibi uzak organlara da metastaz yapmıştır.

Doktor bunlardan başka uzak metastazları da araştırmak için kemik taramaları,röntgen, MR, BT gibi tetkikler isteyebilir.

ŞU ANDA UYGULANAN KLASİK TEDAVİSİ

Tedavide hastanın yaşı, kanserin ilerleme düzeyi, hastanın genel sağlık durumu, gibi çeşitli etmenler göz önünde tutulur.

Radyasyon Tedavisi (Dışarıdan Işın Tedavisi): Sadece prostatta sınırlı kalmışkanserlerde ameliyat ve radyasyon tedavisi eşit iyileşme sağlar. Son 20 yıldır geliştirilen radyoterapi tetkikleri komplikasyonları en aza indirmiştir.Genellikle iki ay boyunca günlük dozlarda radyasyon verilir ve iyi tolere edilir.Anestezi ve hastanede yatmayı gerektirmez.Ağrı hissedilmez. Herbir tedavi sadecebirkaç dakika sürer. Tedaviden sonra hastalar günlük aktivitelerine devam edebilirler.

Radikal Prostatektomi: Prostat ve bağlı seminal kabarcıklar beraberce ameliyatla alınırlar.Bir kaç gün hastanede yatmayı gerektirir. Genel veya Lokal anestezi ile yapılır. Ameliyat sonrasında bir miktar sonda taşımak gerekebilir.Radikal Prostatektomi de amaç kanserli dokunun tamamını alabilmektir. Eğer bu başarılabilirse o zaman başka tedaviye gerek duyulmaz. Ancak bazen açıldıktan sonra kanserli dokunun prostat dışında lenf bezlerine veya çevre dokulara da genişlemiş olduğu görülebilir. Böyle durumlarda kanserli dokunun tamamı alınamaz ve ameliyat sonrası radyasyon tedavisine ihtiyaç duyulabilir.

Radyasyon Tedavisi (Brachytherapy): Dışarıdan verilen radyasyon tedavisi de radikal prostatektomi de hastalarda ereksiyon yeteneğini sınırlarlar. Bunu engellemek için Brachytherapy adı verilen bir radyasyon tedavisi yöntemi kullanılır. Karın içine leğen kemiğinin dibine, rektumun önüne, testislerin gerisine konan metal kateterler ile radyoaktif madde öldürülmek istenen kanserli dokuya verilir.Böylece çevre dokulara verilecek ışın dozu azaltılarak ereksiyonu sağlayacaksinir ve damarlarda daha az hasar neden olunur.Çok sık uygulanan bir tedaviseçeneği değildir.

Hormon Tedavisi: Kanser prostat dışına da yayılmışsa genellikle hormonal tedaviuygulanır. Hormon tedavisinin hedefi testislerden erkeklik hormonu salınımını baskılamaktır. Çoğu zaman erkeklik hormonunun baskılanması ile prostat kanserindekigelişme durdurulabilir. Bu tedavinin en kolay ve en hızlı yolu testislerin alınmasıdır. (kastrasyon, kısırlaştırma) Ancak genellikle günlük ağızdan alınan ilaçlar yada aylık veya 3 aylık enjektabl ilaçlar bu tedavide terch edilir.

İKİ PROSTAT KANSERİ İYİLEŞME ÖRNEĞİ

PROSTAT KANSERİ İDİ:

Hastanın adı:Hasan Tüfekçi.İstanbul'da kalıyor.
Kızı Aynur hanım cep tel: 0532 608 75 50
Hastalık ve iyileşme öyküsü:

Hasan beyin ciddi şekilde hastalanması üzerine 2006 yılı başında hastaneye başvurulmuş. Yapılan tetkiklerde PROSTAT KANSERİ tanısı konulmuş. Hasan beyi söylememişler. Ameliyat olması ve arkasından kemoterapi ve radyoterapi yapılması gerektiği söylenmiş. Bu tedavilerin sonunun olmadığını yetkili ağızlardan öğrenen kızı Aynur Tüfekçi çok üzülmüş ve alternatif tedaviler aramaya başlamış. Bu konuda dünya çapinde bir üne sahip olduğunu öğrendiği başarılı Herbalist Atabay Güveloğlu'nu bularak durumu anlatıp bitkisel ilaç istemişler. Güveloğlu prostat kanserini %90 lara varan bir başarı oranı ile, kişiye özel hazırladığı bitki özleri kokteylleri tedavisi şeklinde 6 ayda tedavi ettiğini belirtmiş ve ikişer aylık üç dönem bu terkipleri uygulatmış. Her iki ayda bir yapılan tetkikler iyileşmeyi göstermiş. 6 ayın sonunda kitleler kalmadığı, patoloji tespit edilemediği gibi, prostat kanserinin ölçümü olan PSA sonucu da her sağlıklı erkekte olduğu gibi 0.04 çıkmış... Dünyada benzeri olmayan bir hayat kurtarma, bir kanser tedavisi daha başarı ile gerçekleşmiş.Tüm raporları elimizdedir... Bilim adamlarına ispata hazırdır. Aynur hanım ve ailesi Güveloğlu'na minnettarlıklarını belirtiyorlar.


PROSTAT KANSERİ VE CİLT KANSERİ İDİ:
Adı: Fethi Tarakçı
66 yaşında Ankara'da kalıyor. Emekli MEB.Bakanlık müfettişi. Eşi ile birlikte Ankara'da Eryaman 1.etapta Umur dershanesini çalıştırıyorlar. Tel.0312 280 70 90 CEP: 0532 313 38 60

Hastalık ve iyileşme öyküsü:
Fethi tarakçı bey,bakanlık adına illerin ME müdürlerini denetleyen bir bakanlık müfettişidir. Genellikle seyahat eder. Yine bir seyahat esnasında idrara çıkma ve ağrı sorunu yaşamış. İlk muayenelerde prostat büyümesi ve iltihabı (Prostatit) tanısı konulmuş. Verilen ilaçlarla geçmeyince prostat kanserinden şüphelenilerek PSA ölçülmüş. Burada normalin çok üzerinde yükseklik çıkınca PROSTAT KANSERİ tanısı ile klasik tedavilere geçilmiş. Ameliyat yapılmış, ilaçlar kullandırılmış ama sorun geçmediği gibi, baş ve yüz derisinde de melonom türü CİLT KANSERİ belirmiş. İki kanser ile uğraşmaya başlamışlar. Ama sonuç hiç iyi gitmemiş. Eşi emekli öğretmen hanımefendi alternatif çare aramaya başlamış. Selma Deviren isimli bir başka öğretmen yakınları, bir sorununu tedavi eden ve kanser üzerine de çok başarılı reçeteler hazırladığını bildiği Herbalist Atabay Güveloğlu'nu tavsiye etmiş.

Güveloğlu'na başvurup durumu anlatmışlar. Güveloğlu, 6 ay içinde bu iki sorunun da tamamen ortadan kalkacağını söylemiş ve bitkisel ilaçlarını göndermiş. Kullanmaya başlamışlar.

İlk iki ayın içinde cildindeki tüm kanser yaraları kuruyup dökülerek kaybolmuş. İki ay sonunda yapılan PSA ölçümü, hastalığın gerilemeye başladığını göstermiş. Gelerek yeni iki aylık reçeteyi ve ilaçları almışlar. Onu da kullandıktan sonra PSA nın tamamen normale indiğini görmüşler. Tamamlayıcı son iki aylık reçeteden sonra Fethi Tarakçı beyde ne cilt kanseri ne de prostat kanserinden en küçük bir eser kalmadığı görülmüş ve doktorlarca rapor edilmiş. Tüm aile Güveloğlu'na minnettar. Fethi bey sağlıklı şekilde yaşamına devam ediyor.

Eğer Güveloğlu'nun buluşu olan bu bitki özleri reçetesini uygulamamış olsa idi. Ağır kemoterapilere rağmen kalça leğen ve pelvis kemiğine metastaz (yayılma) yapacaktı. Daha sonra da iç organlara sıçrayarak en uzun bir-iki yıl içinde öldürecekti. Bilinen son budur. Olay bu kadar açık. Ancak Güveloğlu'nun kanser tedavisinde kullandığı ilaç yöntemi çok yüksek ve ileri bur düzeye ulaşmış durumda olduğundan bu hasta da ölümün eşiğinden kurtuldu ve ikinci hayatını yaşıyor.

Fethi Tarakçı bey gibi çaresiz hasta olup da Güveloğlu'nun bu başarısından haberi olmayan binlerce hasta insan vardır. Bu web sitesini sunmamızın ana amacı işte budur. Başka insanların da haberi olsun ve uygun durumlarda iseler şifa bulsunlar istiyoruz.

Güveloğlu'nun hayat kurtaran başarısı kadar, bu başarıyı kamu oyuna duyurmak da mutlak bir insanlık görevi değil midir?


BİR E-MAİL

--- Original Message -----
From: Sevgin Yılmaz
To: info@herbalistatabay.com
Sent: Monday, May 03, 2004 4:35 PM
Subject: Hepatit B

Sayın Atabay Güveloğlu,


Bir arkadaşımın babası için hazırladığınız bitkisel karışım (prostattaki kanser tümörünü tamamen yok etmiş) sayesinde adınıza ve dolayısıyla web sitenize ulaştım.

Yaklaşık 6 yıl önce Basur ameliyatı sırasında (öyle zannediyorum) Hepatit B virüsü bulaştı. Bir yıl sonra kan vermek istediğimde bunu öğrendim. (Mektubu devam ediyor) Bana zaman ayırdığınız için teşekkür ederim. İyi çalışmalar.

Sevgin Yılmaz
İstanbul-Yenibosna


Evrelere Göre Tedavi:
  • Evre T1 ve T2 de(veya Ave B de) radyasyon tedavisi veya ameliyatla (radikal prostatektomi) tedavi aynı etkiyi gösterirler. Hastalığın bu aşamasında tedaviye hastanın durumuna göre ve olası yan etkileri göz önüne alınarak karar verilir.Bir ürolog ve radyasyon onkolojisti ile görüşülmelidir.
  • Evre T3 veya C de sadece ameliyatla tedavi yeterli değildir. Çünkü kanser prostat dışına da yayılmıştır ve ameliyattan sonra radyasyon tedavisi de gerekecektir.Radyasyon tedavisi kalan mikroskobik kalıntıları da öldürecektir.Birçok doktor bu evrede olası komplikasyonları önlemek için çok daha erken dönemlerde radyasyon tedavisine başlama taraftarıdır. Hatta bu aşamada yakalanan kanserlerin pek yüz güldürücü olmayan gidişini engelleyebilmek için radyasyon tedavisi ile birlikte hormontedavisi uygulamakta giderek daha çok kullanılan bir yöntemdir.
  • Evre T4 veya D de kanser kemiklere yayılmıştır (metastaz)Tedavi semptomlarıhafifletmek ve kanseri geçici olarak geriletmeye yönelik olarak yapılır. Kemik metastazlarının tedavisinde ameliyat veya radyasyon tedavisi gerekebilir.

Prostat kanseri de prostat büyümesi gibi 40 yaşından sonra ortaya çıkmaya başlayan bir hastalıktır ama BPH'nın aksine kanser odakları adenom dokusu ile ilişkili değildir, gerçek prostat dokusu'ndan kaynaklanır. Bu özelliğinden ötürü normal büyüklükteki bir prostat'ta, adenom nedeni ile büyümüş bir prostat'ta, hatta prostat büyümesi nedeni ile ameliyat geçirmiş bir prostat'ta kanser ortaya çıkabilir, aynı prostatta kanser ve adenom birlikte bulunabilir.

Prostat kanseri özellikle erken dönemlerinde çok sinsi bir hastalıktır, kişide kanserle birlikte prostat büyümesi ve buna bağlı şikayetler mevcut değilse kanserin kendisine özgü hiç bir belirtisi bulunmayabilir.

Prostat kanseri'ni erken dönemde yakalamanın tek yolu 40 yaşından sonra her erkeğin düzenli olarak yılda bir kez prostat muayenesi ve PSA adı verilen kan tahlilini yaptırmasıdır.

Erken dönemde yakalanan prostat kanseri'ni radikal prostatektomi adı verilen özel bir prostat ameliyatı yöntemi ile tüm prostatı çıkartarak tamamen tedavi etmek mümkündür. Kanser erken dönemde yakalanmazsa öncelikle bölgesel olarak yayılarak prostat dokusunun dışına taşar ve radikal prostatektomi ile tedavi edilemeyecek duruma gelir. Ayrıca komşu organlar olan dış idrar kanalı, mesane ve kalın barsak son bölümü'ne yayılarak çok ciddi idrar yapma sorunlarına, idrarla birlikte gelen şiddetli kanamalara ve dışkılama problemlerine yol açar.

Prostat kanseri sadece lokal yani bölgesel olarak yayılmakla kalmaz, kanser hücreleri lenfatik damarlar ve kan damarları ile vücuda dağılarak uzak organlara da yerleşirler. Tıp dilinde uzak metastaz olarak adlandırılan bu durumdan en çok kemikler, akciğerler, karaciğer gibi iç organlar ve beyin etkilenir. Hepsi çok önemli işlevler yüklenmiş olan bu organlarda kanserli dokuların yerleşip büyümesi ile, organın yüklendiği göreve göre değişen bozukluklar, örneğin şiddetli kemik ağrıları, kan yapım bozuklukları, solunum problemleri ve balgamla oluşan kanamalar, karaciğer yetmezliği gibi ciddi problemler ortaya çıkar ve sonuçta hasta kaybedilir.

Prostat kanseri vücudun uzak bölgelerine yayıldıktan sonra da çok etkili şekilde kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Bu nedenle kendisinde bazı değişikliklerden kuşkulanan bir erkeğin yapabileceği en büyük hata kanser olmaktan korkarak doktora gitmekten kaçınmak ve hastalığın zor tedavi edilir hale gelmesine neden olmaktır.

Prostat kanseri 40 yaşını aşmış her erkekte görülebilir
Prostat kanseri erken dönemde ancak makattan yapılan prostat muayenesinde prostat içindeki sert alanların hissedilmesiyle yakalanabilir
Radikal prostatektomi ile prostat'ın tümünün çıkartılması
Prostat kanseri uzak metastazları


HERBALİST ATABAY GÜVELOĞLU'NUN BİTKİSEL İLAÇ TEDAVİSİ NASIL ETKİ YAPIYOR?

Herbalist Atabay Güveloğlu
1986 yılından bu yana "Prostat Kanseri" ni %70 lere varan bir başarı ile tedavi etmektedir. Mesane ve prostat kanserleri ile ilgili yaptığı çalışmalar sonucunda yüzlerce prostat kanserli hasta sağlıklarına kavuşmuşlardır. Tıbbi bitkiler, yoğunlaştırılmış bitki özleri ve vitaminden oluşan bu terkipler ikişer aylık 3 dönem kullanımdan sonra hastanın hayatı kurtulmakta ve normal yaşamına dönmektedir. PSA henüz ilk iki ayda normal düzeye inmektedir.

Hücre ve kitle bazında yapılan bu tedavilerin bitkisel ilaçlarının ikişer aylık tutarları 2500$ dır.